31.08.2017

Oidipus Kompleksini Konu Alan 15 İyi Film

The Living and the Dead (2006)

Simon Rumley yönetmenliğindeki gerilim filmi, zaman atlamaları, hızlı geçişler ve trajik yanlış anlamalarla büyük bir kır evindeki talihsiz bir ailenin hikâyesini anlatıyor.

Hasta karısı Nancy (Kate Fahy) ve şizofren oğlu James’i (Leo Bill) finansal sıkıntılarını çözmek için yalnız bırakmak zorunda kalan Donald Brocklebank (Roger Lloyd Pack) karısı ve çocuğunun sürekli bakıma ihtiyaç duyuyor olmaları sebebiyle hasta bakıcı Mary’i (Sarah Ball) çağırır.

Babasının yokluğunda James, dışarıdan bir yardım gerekmediğine ve annesine kendi başına bakabileceğine ikna olur. “Evin erkeği” olma fikrine takılmıştır fakat ne annesinin durumunu anlayacak ne de bu konuda elinden bir şey gelecek durumdadır. Kendini adadığı bu yeni rolün heyecanı annesini ihmal etmesine sebep olur.

Hasta bakıcıyı evden atar, annesine ayakta duramadığı için sinirlenir. Daha fazla ilaç almanın onu daha hızlı iyileştireceğine inandığı için fazla miktarda ilacı ona zorla yutturur. Annesi gözyaşları içinde kıyafetlerini çıkartmaması ve onu çıplak görmemesi için yalvarır fakat James sadece ona yardım etmek ister, oysaki isteğinin tam aksini yapıyor olduğunu ise fark etmiyordur.

Flashback olarak görünen bir sahnede James babasına “o adam” diye hitap eder ve gerçekten babası olup olmadığını olmadığını sorgular. Annesi dışında kimseyi tanımayan James’in gerçeklikten tamamen kopuşu ve çevresi için tehlike haline gelişi, yürek burkan ve aynı zamanda dehşete düşüren bir ambiyans yaratıyor.

 

A Dangerous Method (2011)

1993’te çıkan A Most Dangerous Method: The story of Jung, Freud, and Sabina Spielrein isimli romandan yola çıkarak yazılmış sahne yapıtı The Talking Cure’un adaptasyonu olan film, analitik psikolojinin kurucusu Carl Jung (Michael Fassbender), psikoanalizin kurucusu Sigmund Freud (Viggo Mortensen) ve ilk olarak Jung’un hastası olan ve daha sonra ilk kadın psikanalistlerden olan Sabina Spielrein’in (Keira Knightley) çalkantılı ilişkilerini konu alıyor.

Kelime ilişkilendirme ve rüya analizleri ile Jung, Spielrein’in histerisini tedavi ederken bunu, çocukluğunda asabi ve hor gören babasının sebepsiz yere çıplak kalçasına vurmasının yarattığı utanç ve tahrik duygusunun tetiklediğini fark eder. Spielrein’in çatışan hisleri kendisinin, evlilik dışı ilişki yaşamış annesi yerine cezalandırılıyor olduğunu ortaya çıkarır. Jung ve Spielrein’in birbirlerine karşı olan hisleri güçlenir ve dengesiz psikanalist Otto Gross’un (Vincent Cassel) da teşvikiyle ilişki yaşamaya başlarlar.

İlerleyen zamanlarda Spielrein, Jung’un öğrencisi olur ve geçmiş fikirlerine ters düşen tezini yayımlar. Jung ve Freud’un arası, Oedipus kompleksi dahil, birçok psikanalitik konuda ters düşmeye başlamalarıyla giderek açılmaya başlar.

 

Peeping Tom (1960)

Michael Powell’ın korku-gerilim filmi, seri katil Mark Lewis’ın kadınları öldürürken ölüm anlarını kayıt altına almak üzerine kurulu hayatını konu alıyor. Çıktığı yıllarda yarattığı tartışmalar ve aldığı sert eleştiriler her ne kadar Powell’in İngiltere’deki yönetmenlik kariyerini mahvetmiş olsa da Peeping Tom, ilerleyen yıllarda kült filmler arasına girmeyi başardı.

Kurbanlarını ceketinin altına sakladığı bir kamerayla çekmesi ve izleyicinin sahneleri bu kameranın görüntüleriyle takip ediyor olmasının yarattığı rahatsız edici ambiyans, seyirciyi Mark’ın şiddet eylemlerinin bir parçası haline getiriyor.

Utangaç, içine kapanık ve dış dünyayla etkileşime giremeyen Mark, daha sonradan oğlu üzerinde korku ve sinir sistemi üzerine psikolojik deneyler uyguladığı öğrenilen ölmüş babasının evinde yaşıyordur.

Babasının, oğlunun her hareketini, annesi ölüm döşeğindeyken bile, izlemiş ve kayıt altına almış olması, yatak odasını kameralarla doldurmuş olması gelecekteki görüntüleri ve özellikle bir kadının son nefesini kayıt altına alma saplantısını doğurmuştur.

Annesi ile arasındaki ilişki üstünde durulmamış olsa da Oepidus kompleksinin baba figürüne yansıyan kısmı, cinayete sürükleyecek kadar kuvvetli nefret duygusu üzerinde duruluyor. Film bununla birlikte sonlanıyor.

Peeping Tom’un, özellikle baba, oğul ve kurbanlar arasındaki Freudyen ilişkinin oluşturduğu, psikolojik derinliği her zaman övgülere layık görülmüştür. Film, cinsel baskı, ataerkil saplantılar, röntgenciliğin verdiği haz ve sapkın şiddeti daha önce hiç işlenmediği bir şekilde seyirciye sunuyor.

 

Kaynak: TasteofCinema

12345