09.08.2017

Yönetmen Koltuğu: Abdellatif Kechiche

3) Vénus noire (Siyah Venüs) – 2010

Fiziksel görüntüsü nedeniyle Hottentot Venüsü olarak adlandırılan Saarjit Baartman’ın gerçek hayat öyküsüne odaklanan Vénus noire, Kechiche filmografisinden birçok açıdan ayrı düşer. Genelde günümüzde Fransa’da geçen, hayatlara odaklanan Kechiche, bu defa bizleri 19. Yüzyılın İngiltere ve Fransa’sına, ırkçılığın, faşizmin, köleliğin kol gezdiği döneme götürüyor. Her ne kadar yine üst sınıf Avrupalıları sert bir dille eleştirmesi, göçmenlerin yaşadığı yıkıcı sürece kapı aralaması ve elbette kamera kullanımı, plan sekansları ile tam anlamıyla Kechiche filmi diyebiliriz Vénus noire için. Lakin Kechiche, ilk defa bir dönem filmi ile üstelik tek bir karaktere odaklanan dönem filmi ile karşılar bizleri. Hal böyle olunca da seyirci olarak bir nebze yadırgamamız normal.

Saartjie ya da vaftiz ismiyle Sarah, görünüşü nedeniyle sahibi tarafından bir vahşiymiş gibi şov yaptırılarak gösterilere çıkarılır. Bu durumdan hiç hoşlanmayan karakterimiz ise kurtulmaya çalıştıkça daha da kolunu kanadını kaptıracaktır. Her gece yaşadığı aşağılanmaların üstesinden gelemeyen Saartjie, kendini alkol ve tütüne verir öncelikle. Fakat sahibinin değişmesiyle onu Fransa’da çok daha kötü koşullar ve bataklığın en dibi beklemektedir.

Kusursuz Bir Biyografi

Görünüşü nedeniyle kimi zaman bir vahşi, cinsel organının görünüşüyle ise çoğu zaman bir arzu nesnesi olan Saartjie namı diğer Vénus noire, her daim bakılan konumunda olur. Bakanlar ise kimi zaman onu kıskanan Avrupalı kadınlar, kimi zaman onu arzulayan erkekler kimi zaman da bilim adına onu hadsizce inceleyen bilim adamlarıdır. Bu bakışlara hayatı boyunca maruz kalmak zorunda olan Saartjie ise bir süre sonra mücadele etmeyi bırakarak, teslim olur.

Kechiche, bu filmde biz seyircileri başkarakterin yanında değil de ona bakanların yanında konumlandırdığı için eleştirilmiştir. Lakin Kechiche’in bunu bile isteye yaptığını düşünmemekle beraber, aksine karakterimizin iç dünyasına çok fazla girmemenin, gizemli ve dış dünyaya –bu biz seyirciler de olmak üzere- kapalı bir karakter yaratmak için olduğunu düşünenlerdenim. Bir dönem filminin altından da nasıl kalkılabileceğini ispatlayan yönetmenimiz, kusursuz bir biyografiyi de filmografisine ekler böylece.