06.06.2017

Yönetmen Koltuğu: Pedro Costa

1) Cavalo Dinheiro (At Parası) – 2014

Pedro Costa’nın şimdilik son filmi olan Cavalo Dinheiro, tanıştığı günden itibaren sıkı dostu olan Ventura’nın başrole oturduğu, muhteşem bir yapım. Costa ilk dönem filmlerinden sonra tabiri caizse kariyerini adadığı Yeşil Burun Adaları (Cabo Verde) göçmenlerinin hayatına, bir kez daha dalıyor. Üstelik bu kez Yeşil Burun Adaları göçmenlerinin, Lizbon’a ilk geldiği yıllara uzanıyor. Fakat çoğunlukla tercih ettiği gibi daha çok tek bir karaktere odaklanmayı tercih ediyor. Costa ile birlikte her daim anılan, Costa’nın bir nevi kadim yol arkadaşı olan Ventura, tüm etkileyiciliği, gizemi ve kederiyle karşımızda arz-ı endam etmekte bir kez daha.

Yeşil Burun Adaları göçmenleri ülkelerindeki zor şartlardan kaçarak, hayata tutunmak için Lizbon’a gelmişlerdir. Fakat bu talihsiz insanlar, ülkelerinden kalır yanı olmayan bir kaosun içerisinde bulurlar kendilerini. Zira Lizbon’da Karanfil Devrimi yaşanıyordur tam da. Bu devrimin kimler tarafından ne amaçla vs yapıldığını bilmeyen göçmenler, can korkusuyla saklanır, her an ölümün nefesini üstlerinde hissederler. İşte bu korkuyu yaşayanlardan biri de Ventura’dır. Ventura, 1974 yılında gerçekten kendi hayatında yaşadığı bu unutulmaz deneyimi, hatırında kalan şekliyle Costa’ya anlatmış, sonra da hafızasına mıh gibi kazınan, unutamadığı kesitleri kamera karşısında canlandırmış ya da oynamıştır diyebiliriz. Zira Ventura, hatırladıklarını, daha doğrusu unuttuklarını (hatırlamak aslında bir nevi unutmaktır) Costa’ya ve bizlere sakin sakin, tüm samimiyetiyle anlatır.

Zaman-Mekan Bütünlüğü Tamamen İnkâr Edilir

Costa, bu filminde ne ilk dönemindeki lineer bir hikâyesi olan filmlerine ne de daha sonra hayat verdiği sıradan hayatların, durağan akışına odaklanan filmlerine benzer bir iş ile çıkar karşımıza. Cavalo Dinheiro, onun belki de en kafa karıştırıcı, zaman-mekân bütünlüğünün en yapıbozuma uğradığı filmi diyebiliriz çok rahat.  Zira hikâyenin başı-sonu, mekânların bütünlüğü, devamlılığı tamamen belirsizdir. Aslında bu belirsizliğinin, karmaşıklığının sebebi tamamen Ventura’dır. Zira bu film Ventura’nın artık yorulmuş olan hafızasının dehlizlerinde gezinmektedir.

Hafızanın dehlizlerini andıran hastane mi hapishane mi olduğu belli olmayan mekânlar arasında dolaşan Ventura, yaşadığı tarifi mümkünsüz deneyimini paylaşırken, bir yandan da donmuş bir asker üzerinden devrim yıllarına gidiyor, o günlerin hissiyatına ortak oluyoruz. Ve elbette Costa, yıkık dökük mekânları, terk edilmiş fabrika ve Os Turabões’ten Alto cutelo parçasını dinlerken perde ile buluşan yerler sayesinde yine sinemasından eksik etmiyor. Zaman-mekân karmaşası ve hatırlama üzerine çizdiği bu şahaseri ile Cavalo Dinheiro’u bir nebze Alain Resnais’in sinemasına benzettiğimi de söylemeden edemeyeceğim.