01.04.2017

Yönetmen Koltuğu: Yılmaz Güney


1) Yol – 1982

Güney’in hapishanede iken senaryosunu yazarak çektiği film, yarı açık hapishaneden bayram izni ile çıkan bir grup tutsağın başından geçenleri anlatır. Daha çok Seyit Ali (Tarık Akan) adlı karakterin peşine takılan bu film, askeri darbeyi henüz yeni yaşamış, her tarafı adeta bir hapishaneye benzeyen ülkeyi de resmeder. Güya içeriden çıkan tutsaklar, daha büyük bir hapishanenin içerisine girerler bir nevi. Yasakların, acımasızlığın kol gezdiği ülkede bayram iznine çıkan tutsaklardan da güllük gülistanlık bir bayram beklenemez elbette. Kendisi hapishanedeyken güya namusuna leke düşüren karısı Zine’ye (Şerif Sezer) cezasını vermek amacıyla köyüne gelen Seyit Ali, aslında affetmek ister. Fakat bir yandan sistemin baskıladığı, birey olmaktan men edilen bir insan olduğundan bir yandan da en az sistem kadar tehlikeli geleneklerin kıskacından kurtulamadığından özgür iradesi ile kendisinin ve ailesinin yolunu çizemez. Oğlu ve Zine ile çıktığı yolda karısına gelenekler tarafından verilen ölüm cezası Seyit Ali’ye kalmadan doğa tarafından verilir. Fakat Seyit Ali, karısının masum olduğuna kafasında tam olarak inansaydı zorlu doğa koşulları elbet onlara engel olamazdı. Barışın, dostluğun, affetmenin günü sayılan bayram, böylece acının, kinin, nefretin boyunduruğunda gerçekleşir.

Güney’in senaryosunu kendisinin yazdığı, yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığı filmin tek tek tüm sahneleri çizimlerle hapishaneden yönetildi aslında. Güney, ne kadar kamera arkasına geçemese de her sahneyi ayrıntısıyla hapishaneden anlatarak yönetir. Gören, sadece Güney’in direktiflerini yerine getirir. Bu nedenle iki yönetmenin elinden çıkan bir filmdir Yol. Bu kadar zahmete girilen, cesaret konusunda örnek teşkil eden Yol, yine büyük emeklerle Fransa’ya Cannes Film Festivali’ne gönderilir. Emeğinin karşılığını da Altın Palmiye alarak taçlandıran Yol, yerli sinemanın gurur kaynağı olmayı fazlasıyla hak eder. Uzun süre ülkemizde yasaklı olan bu başyapıtı hala izlemeyen var mı?