13.05.2016
Bizi Ne Korkutur?
Onur Kırşavoğlu
Korku filmlerinde genelde ses kullanımı en korkutucu ögelerdendir ya da sahneyi desteklemek amacı ile kullanılır. Buna ek olarak sıçratan, ani hamleler bolca kullanılır. Bir karakterin, katilin, hayaletin ya da başlıca öznenin birden ortaya çıkması herkesi korkutabilir ama benim aradığım şeyler biraz daha içe işleyen tarzda.İlk örnek Halloween filminde bolca gördüğümüz karanlığın içinde yüzün parlaması hadisesi. Kurbanımız bir şeyler ile oyalanırken arkası epey karanlıktır. Sonra yönetmen kameraya hafif bir yön verir ve karanlığa daha net bakmamızı sağlar. Tam bu sırada katil orada durmaktadır ve yüzü yavaş yavaş parlar. Bazen öne doğru yürüdüğünden, bazen dışarıdan bir ışığın vurması ile olur bu ve biz izlerken arkamıza bakmaktan korkar hale geliriz. Bu daha gerçek bir korku olarak beni her zaman etkilemiştir.
Korku filmlerinde karakterler de önemlidir. Katil, sapık, akıl hastası gibi tiplemeler çok kullanılır. Bunların korkutmaktan ziyade beni güldürdüğünü bile söyleyebilirim ama bunların hepsinden biraz olan ve hiç birinden tam olmayan, tanımlanamayan arıza karaktekler beni çok gerer. Düzgün diyalog kuran ama farklı bakan, diksiyonu kuvvetli ama arada saçmalayan ve her an her şeyi yapabilecek gibi olan karakterler. Ne olduğunu tam bilemeyince sanırım benim için daha korkutucu oluyor.
Atmosfer meselesine gelecek olursak, sanırım çoğumuz için en önemlisinin bu olduğunu söyleyebiliriz. Anlatılan ne olursa olsun, senaryoda neyden bahsedilirse bahsedilsin iyi bir atmosfer her zaman korkutur/gerer. Mesela cinnet geçiren aileden ziyade The Shining filminde bizi mahveden şey nedir? Rosemary’s Baby filminde etkilendiğimiz tam olarak atmosfer değil midir? Usta bir yönetmen bizi nasıl korkutacağını gayet iyi bilir. Bazen ışık, bazen renk ya da kotardığı kadrajlar bile bizi ekrana çivilemeye yeter.


