29.12.2016

En Sevdiğim Müzikal

Gamze KAYA

Cabaret

1972, Bob Fosse

Dertlerinizi dışarıda bırakın, hayat güzel, kızlar güzel, hatta orkestra bile güzel.
Yönetmen Bob Fosse, Cabaret’de bu sözlerle karşılar izleyiciyi. Sonrası, göz dolduran koreografilerle bezenmiş bir müzikal şölene dönüşecektir, ancak gerçek dünyanın acımasızlığından kaçmamız mümkün değildir. Deli dolu ruhuyla, Kit-Kat’te bir kabare kızı olan Sally Bowles’in en büyük hayali günün birinde büyük bir aktris olmaktır. İngiltere’den gelen Brian ile başladığı ilişkiye bir süre sonra zengin bir playboy olan Maximilian da dahil olur. Sally, Brian ve Maximilian arasında yaşanan, herkesin birbirine ilgi duyduğu garip aşk üçgeni, Cabaret’in klasik ve mutlu sonla bitecek bir müzikal olmadığını hissettirir. Büyük buhranın da etkileriyle, Nazilerin toplum üzerinde giderek artan hakimiyeti kendini göstermeye başlamıştır ve kısa ama çarpıcı sahnelerle dönemin Almanya’sı da gözler önüne serilir. Kit-Kat, sadece bir eğlence mekanı değil, devrin politikasının ve Sally’nin çalkantılı aşk üçlemesinin paralel kurguda aktığı bir sahnedir artık. Dönemin ve filmin tüm ruhu bu sahne üzerinden, müziklerle ve mükemmel koreografilerle aktarılır. Film akıp gittikçe midenize yediğiniz yumruğun etkisi de artar. Sözün özü, Cabaret’i benim için özel kılan, müzikal anlayışına toplumsal/politik bir boyut getirmesinin yanı sıra, siyasi eleştirilerini ve kahramanların umutsuz hikâyelerini görsel bir ziyafetle buluşturup, yüksek bir estetik anlayışı ile yansıtmayı becerebilmesidir. Tabii ki Liza Minelli’nin ve Emcee karakteriyle karşımıza çıkan Joel Gray’in Oscar ile ödüllendirilmiş olağanüstü performanslarını da unutmamak gerek.