30.05.2018

Yönetmen Koltuğu: Agnès Varda

3) Le Bonheur (Mutluluk) – 1965

Varda’nın filmografisinin ilk renkli filmi olan Le Bonheur, tabiri caizse kendini renklerin diline bırakan bir başyapıt. Varda, bu filmi sadece renkli çekmeyip, adeta renklerle oyun oynamaktadır. Çoğunluğu doğanın birbirinden cennet köşesinde geçen filmde, suyun mavisini, ağaçların yeşilini, sazların sarısını hiç bu kadar etkileyici görmediğinizi düşünmekten kendinizi alamamanız muhtemel. Her sahne geçişini de farklı bir rengin perdeyi kaplamasıyla yapmayı tercih eden Varda, bu hareketiyle akıllara özellikle Jean-Luc Godard’ın Une Femme Est Une Femme filmini getiriyor.

Varda’nın seslerden daha çok renklere odaklandığı Le Bonheur, bir adamın iki kadına birden âşık olarak mutlu olabileceğini perdeye yansıtıyor. Evli, çocuklu ve gerçek olamayacak kadar mutlu olan François, tesadüf eseri rastladığı başka kadına da anında vurulur. Ve onunla da tıpkı masallardaki gibi bir ilişki yaşamaya başlar. Modern toplum babında bu asla kabul edilemez durum, gayet sıradan bir mevzuymuş gibi ele alınır. Filmi büyük bir melodrama çevirebilecek tüm yaşanılanlar fazlasıyla küçümsenip, geçiştirilir. Elbette tüm bunlar Varda’nın ustalığıyla hayat bulur.

Gerçekten de her ne kadar tüm anlarından mutluluk aksa da, renklerin güzelliği içimizi ısıtsa da film asla katharsise izin vermeyerek amacına ulaşıyor. Lakin filmin ulaştığı başarı sadece bununla sınırlı değil. Varda’nın bu çok tartışılan filmi Le Bonheur, klasik sinema kodlarına her anlamda savaş açıyor. İyi de yapıyor.