12.07.2017

Yönetmen Koltuğu: David Fincher

2)Se7en (Yedi) – 1995

David Fincher’ın başyapıtlarından olan Se7en, 90’lı yılların unutulmaz filmlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Gerek anlattığı hikâye gerekse yarattığı atmosfer ve sinematografisiyle hâlâ etkisini kaybetmeyen bir film Se7en.  Özellikle kadrosu sebebiyle seyirci açısından da başarısını ispatlayan Se7en’ın, ne yazık ki ödül konusunda yüzü gülmemiştir; Oscar’da başarısı taçlandırılmamış, sadece aday olmakla yetinmek zorunda kalmıştır. Morgan Freeman, Brad Pitt, Kevin Spacey gibi isimlerin bir araya geldiği bu polisiye-gerilim olarak tanımlayabileceğimiz filmde Hıristiyanlık’ın yedi ölümcül günahı ile örülü olan hikâyesinin her bir anı büyük bir titizlikle ilmik ilmik dokunur.

Kasvetli Bir Atmosfer ve Dinmeyen Yağmur

Fincher evreninde sık sık karşımıza çıkan psikolojik rahatsızlığı olan karakterlerin en müstesnalarından biri olan John Doe karakterinin işledikleri cinayetlerle başlayan film, son cinayetin işlenmesiyle sona erer. Oldukça koyu Hıristiyan Doe, yedi ölümcül günaha karşılık yedi cinayeti hedefine koyar. Böylelikle Tanrı tarafından görevlendirildiğini düşünen Doe, bir nevi yoldan çıkmış insanlığa bir ders verecektir. Elbette Fincher’in etkileyici yönetmenliğiyle bu hikâye, cinayetleri araştıran dedektiflerin hayatlarının ve sürprizlerin araya girmesiyle çarpıcı bir cinayet-gerilim filmine dönüşüyor. Üstelik Fincher’dan beklenildiği gibi dudak uçuklatacak final de tüm ihtişamıyla arzı endam etmekten hiç mi hiç imtina etmiyor.

Fincher’in gerilim dozunu arttırmak için sık sık kullandığı yağmur, Se7en’da finale kadar neredeyse hiç durmak bilmiyor desek abartmış olmayız. Bu durmak bilmeyen yağmurun yanında seyirciye kısmi körlük yaratacak kadar karanlık görüntü, kasvetli, iç karartıcı mekânlar adeta bir süre sonra mide bulantısı sebebi. Seyirciyi sadece ruhen değil bedenen de ele alacak kadar dozu yüksek ayarlanan bu film, Fincher filmlerinin bir diğer ortak noktası olan muhteşem müziklerle de ete kemiğe büründüğünü bilmiyorum söylemeye gerek var mı?