19.09.2017

Yönetmen Koltuğu: Jafar Panahi

 

2)Dayereh (Daire) – 2000

Filmlerinde dairesel anlatım yapısını kullanmayı çok seven Panahi, bu kez tam anlamıyla bir çember çizer hikâyesi ile. Karanlık bir ekrandan akan jeneriğe eşlik eden doğum çığlıklarıyla başlayan film kör edecek denli bembeyaz bir sahne, yeni doğan kız çocuğunun ağlamasıyla devam eder. Bu doğan kız çocuğu, çocuğun kız olduğu haberini alıp, telaşa kapılan anneanne, hapisten kaçan üç kadın mahkûm, geçmişte hapishanede yattığını kocasına söylemeye korkan hemşire, kocasının üzerine evlenmesini sineye çekmek zorunda kalan gişe görevlisi, çocuğuna bakamadığı için sokağa bırakan anne, hayatta kalabilmek için fahişelik yapan kadın sıralamasıyla devam eder.

Film, son kertede hapishane duvarlarında Solmaz Gohami isminin yankılanması ile son bulur. Solmaz Gohami, filmin başında haykırışlarını duyduğumuz ama asla kendisini göremediğimiz kız çocuk doğuran annenin ismidir. Böylece film boyunca birçok değişik yaştan kadının yaşadığı sorunlara bir nebze değinilir ve onlara rejim tarafından layık görülen yerde son verilir. Dairesel döngü tamamlanır.

Panahi’nin özellikle finali itibariyle belki de en umutsuz filmidir Dayereh. Doğdukları andan itibaren cinsiyetlerinden dolayı ikinci sınıf vatandaş gözüyle görülen kadınların dünyasından ufak kesitler sunan film, sadece bir gün içerisinde kamerasına takılan birkaç hayata yer verebilir. Panahi, filmde asla ardından ayrılmayacakmışız hissiyatını yarattığı birçok karakteri geri dönmemek üzere geride bırakır hep. Bir süreliğine peşine kapıldığımız kadını başka bir kadını takip ederek bırakırız. Böylece birçok kadın, birçok farklı sorun karşımıza çıkar. Fakat sorunlar ne kadar farklı olursa olsun çıkış yeri hep aynı noktadır. Dairenin ortasında her şeyi yöneten rejim, çevresindeki kadınları sonu başı belli olan bir döngünün içerisine hapsetmiştir.

Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı kazanan bu muhteşem yapıt, rejim tarafından sürekli baskı altında olan bir erkek yönetmenin elinden çıkabilecek en başarılı kadın filmidir hiç kuşkusuz. Kadınların sorunlarına her filminde temas eden Panahi, bu filminde hem kariyerinin hem de ülkesinde yapılmış olan kadın filmlerinin en iyilerinden birine imza atar. Sürekli sokaklarda dolaşan, kimi zaman koşturan, saklanan karakterlerinin peşinden sürüklenen hareketli kamera, zaten fazlasıyla gerçekçi olan hikâyeleri daha da etkileyici kılar. Tüm bunların üzerine yine Panahi’nin geniş kadrajlara yer vermeyip, yakın planlara odaklanması, kapana kısılmış kadın temsilini daha da güçlendirir. Oyunculukların başarısı ve bu oyunculukların kusursuz yönetimine ise denilecek laf bile yok.