16.02.2017

Yönetmen Koltuğu: Theodoros Angelopoulos

1) To Vlemma tou Odyssea (Ulis’in Bakışı) – 1995

“Ve ruh kendini tanımak için kendine bakmalıdır.”

Platon’un yukarıdaki sözleriyle başlayan To Vlemma tou Odyssea, tam da Platon’un dediğini uygulayan A. (Harvey Keitel) isimli bir yönetmenin ardından ilerliyor. Amerika’da yaşayan Yunan göçmeni bu yönetmen,  Manaki Kardeşler’in banyo edilmeden kaybolan üç bobin filmini aramak için Balkan topraklarına bir yolculuk yapıyor. Bu yolculuk, aslında daha çok A.’nın kendi hayatına yaptığı içsel bir yolculuktur. Hatta Angelopoulos’un kendi içsel yolculuğunun bir yansımasıdır. Zira filmdeki A.’nın Angelopoulos’u temsil ettiği tartışmasız bir gerçek.

Neredeyse bütün filmlerinde ülkesinin tarihine, Balkan ülkelerinin kaderine,  adeta bir ağıt yakan Angelopoulos, bu kez çerçeveyi biraz daha genişleterek, tüm Balkanları, adeta biçim olarak vazgeçemediği uzun plan sekanslarda, 360 derece kamera hareketlerindeki gibi başladığı yerden sonuna kadar sabırla dolaşıyor A.  Manastır, Üsküp, Bükreş, Felipe, Belgrad ve son olarak Saraybosna… Karakterimiz aslında içsel yolculuğunu tetikleyen sadece bir araç olan filmleri Balkanlar’da farklı şekillerde süre giden savaşın en yoğun yaşandığı yerde buluyor tam da.

Filmin Saraybosna’ya kadar olan kısmında yalnızlık, terk edilmişlik gibi duygular baskınken sonrasında tamamen savaş etkisi altına alıyor filmi. Çatışma, kan vs göstermeden Angelopoulos, inanılmaz çarpıcı bir filme imza atıyor To Vlemma tou Odyssea ile. Sinema tarihine de büyük bir saygı gösterisi olan filmin birbirinden etkileyici diyaloglarından beni en çok etkileyen şu sözleri paylaşmadan edemiyorum.

“Yunanistan ölüyor. Taşlar ve heykeller arasında yaşadığımız 3000 yıldan sonra ölüyoruz. Yunanistan ölecekse, bir an önce ölmeli. Çünkü can çekişme ne kadar uzun olursa, ölüm de o kadar acılı olur.”