16.02.2017

Yönetmen Koltuğu: Theodoros Angelopoulos

2) Trilogia: To Livadi Pou Dakryzei (Ağlayan Çayır) – 2004

Angelopoulos, bir kez daha vatanı Yunanistan’ın bir türlü kapanmayan yaralarına parmak basıyor Trilogia: To Livadi Pou Dakryzei ile. Angelopoulos’un yine bir üçleme niyetiyle başladığı ama ne yazık ki sonunu getiremediği hikâyenin bu ilk halkasında odağına çok da yapmadığı bir şey yaparak bir kadını alıyor. Ekim Devrimi’nden İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrasına kadar devam eden uzun bir süreyi Eleni üzerinden anlatmayı tercih eden yönetmenimiz bu kez lineer bir anlatım tercih ediyor. Zaman ve mekân oynamaları yapmadan anlatmayı tercih ettiği bu filmde en çok yarattığı mükemmel mekânlarla göz dolduruyor kuşkusuz. Daha sonra sular altında kalacak köy (ki Angelopoulos tamamen film için kurmuştur bu köyü), mültecilerin kaldığı tiyatro binası, Eleni ile Alexis’in kaldığı çarşaflı mahalle tek kelimeyle muhteşemdirler.

Ekim Devrimi’nde annesini babasını kaybettiği için yolda mülteciler tarafından evlat alınan Eleni, kendi yaşıtı olan ailenin oğluna âşık olur. Ne var ki evin babasının Eleni’de hep gözü vardır – Angelopoulos, yaşlı ve yalnız karakterlerine hep kendilerinden yaşça küçük kadınlardan medet umma girişiminde bulundurmuş, fakat ellerini hep de boş döndürmüştür- ne yazık ki. Eleni ile Alexis’in bu durumda tek yapacakları düğün günü kaçmaktır. Zira ortada başka bir aileye verilmiş aşklarının meyvesi olan ikiz çocukları da vardır.

Eleni ile Alexis’in bu kaçışı ile birlikte Ekim Devrimi’nde başlayan sürgün hayatı başka bir şekilde devam eder. Yaşadıkları yüzyıl itibariyle yine pek çok acı onların önünde dikilir. Her ne kadar çoğundan öyle ya da böyle uzak durmaya çalışsalar da ard arda yaşanılan acılardan kurtulamazlar. Alexis’in babası Spyros’un ölmesi, Alexis’in daha iyi bir hayat umuduyla Amerika’ya göç etmesi, İkinci Dünya Savaşı’nın ve sonrasında iç savaşın çıkması, Eleni’nin evinde isyancıları sakladığı gerekçesiyle tutuklanması, Alexis’in sırf Amerikan vatandaşı olabilmek için İkinci Dünya Savaşı’na katılıp, ölmesi, çocukların Yunanistan’da karşı cephelerde savaşarak hayatlarını kaybetmeleri… İşin en acı tarafı ise daha küçücük bir çocukken ailesini kaybederek yabancı bir aile ile bilmediği topraklara sürüklenen Eleni’nin acısı hiç bitmez. Ömrü boyunca tarifi mümkünsüz acılar yaşar Eleni. Tıpkı Yunanistan gibi… Eleni bu filmde Yunanistan’nın bir metaforudur aslında. Yıllarca her türlü acıyı yaşayan ama hiçbirinin de önüne geçemeyen bir Yunanistan… Hep ağlayıp durmuştur bu bitmeyen kaderine.