30.07.2017

Yönetmen Koltuğu: Todd Haynes

1) Carol – 2015

Todd Haynes’in geçtiğimiz yılın en çok konuşulan ve övgülere boğulan filmi, Cate Blanchett’in muhteşem oyunculuğuyla ete kemiğe bürünen Carol karakterine odaklanıyor. Dönem filmlerinde rüştünü çoktan ispatlamış olan Haynes, yine biz seyircileri 1950’lilerin New York’una götürüyor. Yine diyorum çünkü Haynes Far from Heaven’da da 50’li yıllardan bir hikâye ile çıkmıştı karşımıza. Fakat Carol’da yönetmen odaklanmak istediği alanı daha da sınırlandırarak sadece dönemin eşcinselliğe bakış açısı üzerinden yaşanılan aşka odaklanmayı tercih ediyor. Üstelik bu kez karşımızda bir lezbiyen ilişki var. Takdir edersiniz ki 50’lilerin Amerika’sında lezbiyen bir ilişki oldukça tepki alacak bir durumdur başlı başına. İşte Haynes, bu durumu tüm açılarıyla ele almakla kalmıyor bir de bu çetrefilli meseleye, aşkı, evliliği, çocuk sahibi olmanın zorluklarını ve kadının toplumdaki yerini de incelikle işliyor.

Patricia Highsmith’in romanından perdeye uyarlanan filmde Carol’un Amerikan toplum yapısına, kokuşmuş adaletine ve daha bidolu şeye karşı hayatta kalma mücadelesi, aynı zamanda âşık olduğu genç fotoğrafçı Therese’sin de (Rooney Mara) büyüme hikâyesidir. Film boyunca bir taraftan Carol’ın hayatıyla ilgili yeni bir dönemece girmesi ve mücadelesi bir taraftan da Therese’nin kendini keşfederek, büyümesine şahit oluruz. Tüm bu süreç boyunca ise Therese, Carol’ı elinden düşürmediği fotoğraf makinesi ile çeker. Böylece daha çok Therese’nin gözünden yaşananlara şahitlik etmiş oluruz.

Haynes Daha İyisini Yapana Kadar Onun Başyapıtı

Carol’un başarısının en önemli etmenlerinden birisi; filmin LGBTİ bireyleri cezalandırmaması, yaşananların sonunu bir facia ile ya da karakterleri cezalandırarak bitirmemesi kuşkusuz. Koca bir flashback’den oluşan filmin bu flashback’ten ayrılan final sahnesi ise asıl özgün yanını ortaya koyuyor filmin. Zira kalabalık içerisinde birbirine ulaşmaya çalışan Carol ile Therese’nin tercih ettikleri yol zorlu ve çetrefillidir fakat onlar bunları aşmak için mücadele etmeye karar vermişlerdir. Estetiğin bir an bile eksik olmadığı filmde, kırmızı ile yeşil kontrastının mükemmelliği gözlerden kaçmaz. Ayrıca kostümlerin gereğinden fazla kusursuz ve gösterişli olmalarının altında da abartıdan beslenen bir ironi olduğunu söylemek gerek. Carol’ın dış görünüşündeki kusursuzluğu aslında birçok şeyin tersten dile getirilmiş halidir. Piyano, klarnet, bas ve arp ile kurgulanan armonilerin, oyunculukların, karakter yaratımının, görselliğin mükemmel bir uyum ile buluştuğu Carol, Haynes daha iyisini yapana kadar onun başyapıtı.

Filmi ters açıdan ele alan eleştiriye buradan ulaşabilirsiniz.