16.05.2016
2015’in Gözden Kaçan Filmleri
Haktan Kaan İçel
Lost River
2015 yılının gözden kaçan filmlerinin başında geliyor. Oyuncu Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi olan Lost River, Cannes’daki gösteriminin ardından ülkemizdeki festivallerde de gösterilmişti. Sürrealist hikayesini, karanlık bir atmosferle birleştiren film, ileride kültleşebilecek bir eserin izlerini taşıyordu. Anlatım olarak her kesime hitap etmediğinden kısıtlı izleyiciye ulaştığında, seyirciyi ikiye bölmüştü. Filme bayılanlar ve nefret edenler… Nefret edenler kısmındaki en büyük eleştiri hikayenin çok karışık olduğu yönündeydi. Halbuki film, kendine has üslubuyla yer yer Terry Gilliam, yer yer Lynch ve biraz da Refn esintileri taşıyordu. Özellikle yönetmenin Refn’in iki filminde oynadığını farz edersek, bu tespit pek de yanlış sayılmaz. Lost River kesinlikle değişik bir tecrübeye tanıklık etmek isteyenler için bulunmaz bir ganimet olarak öne çıkıyordu. Herkese hitap etmese de, gözlerden kaçıranların göz atmasını şiddetle tavsiye ederim.
Durak
Ülkemizdeki festivallerde “Enayi” ismiyle gösterimi yapılan Rus yapımı film, yönetmen Yuriy Bykov’un üçüncü uzun metraj filmiydi. Bir önceki filmi “Major” ile dikkatleri üzerine çekse de, nedense Durak yeteri kadar ilgiyle karşılaşmadı. Halbuki yerel yönetimlerin yozlaşmasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, bir an bile durmayan temposuyla nefes kesici bir dramaya dönüşüyordu. Özellikle ana karakter Dima’nın çökmek üzere olan bir binadaki insanları kurtarma çabasına rağmen, binada yaşayan insanların kifayetsizliği, izleyicinin kanını dondurur nitelikteydi. Nitekim etkileyici bir finalle sona eren film, 2015’in gözden kaçmaması filmlerinden biri olarak üstlere yazılması gereken bir yapıt olarak nitelendirilebilir.
Melbourne
Nima Javidi’nin hem yazıp, hem yönettiği Melbourne, İran sinemasından benzerlerine alıştığımız tipte minimalist bir film olarak dikkat çekiyordu. Baş rolünde “Ayrılık” filminden hatırlayabileceğimiz Peyman Moaadi bulunuyordu. İnsanların aklının ucundan bile geçirmedikleri bir tersliğin, nasıl boyutlara gelebileceğini anlatan film, zekice işlenmiş senaryosuyla her anında gerilimin kollarına kendinizi bırakmanızı sağlıyordu. Neredeyse tüm filmin bir apartman dairesinde geçtiğini düşündüğümüzde, İran sinemasının dar alanda neler yapabileceğini bildiğinizi düşünüyorum. Melbourne dikkat çekici bir iş olmasına rağmen 2015’te bir anlamda görmezden gelinip es geçilmiş işlerden biri olarak listeye dahil oluyor.
