13.10.2017

Yönetmen Koltuğu: Agnieszka Holland

4) Bittere Ernte – 1985

Holland ve yine İkinci Dünya Savaşı… Holland, bu kez Nazi şerrinden kurtulup hayatta kalmaya çalışan karakteri değil de onu saklayan karakterin peşine takıyor bizleri. Lakin Nazilerden kaçarak arazisine sığınan Yahudi kadını evinde saklayan karakterimiz Leon, tam anlamıyla bir anti-kahraman. Leon, İkinci Dünya Savaşı sürecinde insanlığını yitirip köşeye sıkışan, hayatta kalmak için çıkar yol arayan Yahudilerden nemalanarak yolunu bulan parazitlerden biri. Üstelik Rosa adlı Yahudi kadını bulduktan sonra sadece maddi anlamda yaptığı sömürü beden ve ruh üzerinden de ilerlemeye başlar.

Bırak özdeşlik kurmayı adeta kendisinden nefret etmemize neden olan Leon, aslında fazlasıyla yalnız bir karakter olduğu için az da olsa yanında yer almamızı sağlayabilirdi. Fakat Roza’ya söylediği yalanlar, onu köleleştirmesi ve önüne daha iyi bir talip çıkınca arkasını dönmesi affedilir gibi değildir. Rosa’nın ise hem bu sömürü karşısında çaresiz kalması hem de bu yükün altındayken bile soydaşlarını kurtarmak adına her şeyini feda edebilmesi biz seyircileri derinden etkiler.

Holland’ın bir arazi içerisindeki bir ev ve evin içerisinde yaşanılanlar üzerinden İkinci Dünya Savaşı’nın genel bir metaforunu çizen Bittere Ernte, tüm sinirleri alt-üst etmekte garantili. Yine de sonunda Holland, tüm filmlerinde yaptığı gibi umudu diri tutmaktan ise asla vazgeçmeyerek biraz olsun yıpranan sinirlerimizi tedavi etmekten de geri durmuyor.