26.09.2017

Yönetmen Koltuğu: François Ozon

Çağdaş Fransız Sinemasının Vazgeçilmezi

1988 yılında kısa filmlerle sinema dünyasına adım atan Fransız yönetmen François Ozon, soluk bile almadan kariyer yolunu adımlayanlardan. 1997 yılına kadar birçok kısa filmi heybesine özenle yerleştiren Ozon, ilk uzun metraj filmiyle de yeteneğinin bir hevesten çok daha öte olduğunu ispatlar az çok. Yirmi yıldır alışılagelmişin çok daha üstünde bir üretim sergileyerek heybesini tıka basa dolduran yönetmenimiz, arada vasat yapımlara imza atsa da genel olarak parıldayan bir hazinedir onunki.

Ozon kariyerinin neden bu kadar başarılı bir çizgi yakaladığını düşünecek olursak; tüm filmlerinin senaryosunda adının geçmesi, çok başarılı oyuncularla çalışması ya da geleceği parlak oyuncuları keşfetmesi, oyuncu yönetimindeki maharet, kamera kullanımındaki akılları baştan alan yeteneği ilk akla gelenler sadece. Ozon sinematografi olarak kusursuz işler çıkardı bugüne kadar karşımıza hep. Bu kusursuzluğun ya da özgünlüğü yaratan en önemli etkenlerin başında ise kadraj açıları olmalı öyle değil mi? Kadraj içinde kadrajı yaratmadaki üstün performansı, ayna, pencere, kapı ve cam gibi imgelerden yararlanarak bizlere sunduğu görüntüler, seyirci olarak ağzımızın sularını akıtmaya yetti de arttı bile.

Usta İsimlerin Yolundan…

Peki, Ozon sadece bunlarla yetindi mi? Elbette hayır. Müzik kullanımından renk tercihlerine, edebiyattan ustaca nemalanmaya kadar her yönden kusursuzluğun temsili oldu. Birçok filminde edebi eserlerden uyarlama tercih eden Ozon, elbette bu tercihinin hakkını vermiştir. Ama Ozon ve etkilenme ya da esinlenme denilince akla daha çok usta yönetmenler ve onların tapılası filmografileri akla gelir. Zira Ozon, birçok usta ismin yolundan gitmeyi, filmlerinde onların başyapıtlarından esinlenmeler serpiştirmeyi, selam göndermeyi ihmal etmez. Özellikle Roman Polanski,  Alfred Hitchcock, Rainer Werner Fassbinder gibi isimlerin icraatları onun filmlerinin her bir parçasında kendine yer bulur.

Ozon filmografisinin olmazsa olmazlarından hatta en belirgin noktalarından biri de filmlerine özenle inşa ettiği kuir çatı elbette. Neredeyse her filminde Ozon, farklı cinsel yönelimlere yer vermiş hatta bazen Une nouvelle amie’de yaptığı kadar kafaları aşırı karıştırmaktan da kendini alamamıştır. Sadece farklı cinsel yönelimlere yer vermekle kalmamış cinselliği iki kişi arasında yaşanan bir icraat olmaktan çıkarıp, hayali ya da rüyada bile olsa her filminde mutlaka üçlü bir durumu inşa etmeyi başarır.

Âşık Olunası Bir Hazine

Cinsellik konusundaki bu cesur hamleleriyle de Pedro Almodovar ile Xavier Dolan sineması ile olan flörtünü görmezden gelmek olmaz. Yalnız tüm bu gökkuşağının içine imtinayla yerleştirdiği gerilim unsurları ve kim ne derse desin melankoliyi tariften eksik etmemesi onun sinemasının özgün yanının en güçlü dayanakları. Sanatın her dalı ile olan yakın münasebeti, bilimin özellikle tıp alanından çekinmeden nemalanması da elbette asla unutulmaması gerekenlerden.

Şimdiden on sekiz uzun metraj filme imza atmış, üretkenlik konusunda eline su dökülmeyecek olan Ozon’un sinemasını ikiye ayırabiliriz ilk dönemlerin daha başarılı ve daha özgün olması sebebiyle. Lakin benim açımdan birkaç film hariç Ozon filmografisi âşık olunası bir hazine. Bu nedenle on sekiz film içinden takdir edersiniz ki beş film seçebilmek dünyanın en zor işlerinden biri. Ben de bu seçimde işin içinden çıkamayacağımı anlayınca çok sevdiklerim içerisinden bir nevi tombala oynadım. Yoksa asla karar veremeyecektim. Bu nedenle koltuğa dâhil edemediğim Sitcom, 8 Femmes, 5 x2, Le temps qui reste, Potiche, Dans la maison, Jeune & jolie gibi filmlere sonsuz sevgimi buradan dillendirmeyi bir borç bilirim.

Yönetmen ve sineması ile ilgili bir başka incelemeye buradan ulaşabilirsiniz.