26.09.2017

Yönetmen Koltuğu: François Ozon

3) Frantz – 2016

Ozon, yine estetik anlayışı, dili, bakışı, görüşü ile etkilemeyi başarıyor. Ozon bu kez biz seyircileri, yıllar öncesine,  Birinci Dünya Savaşı’nın bitimine götürüyor. Savaşın, Almanya ile Fransa arasında geçen kısmıyla ilgilenen film, mecburiyetten orduya yazılan bir Alman ve Fransız asker üzerinden yarattığı çatışma ile tek kelimeyle çok etkileyici. Böylesine güçlü bir çatışma üzerine kurulan filmde tüm karakterler oldukça anlamlı ve yerinde.

Oyunculuklar, karakterler, sinematografi, senaryo ve kurgu hepsi ama hepsi tek kelimeyle kusursuz. Siyah-beyaz ile renkli görüntüler arasında gidip gelen, bu yaptığıyla bile söyleyeceklerini dillendirmeye devam eden Ozon’un en güzel yaptığı şeylerden biri ise şiiri, müziği, operayı, resmi kısacası sanatı incelikle eserine nakşetmesi olsa gerek.

Filmini iki bölüm halinde düşünen Ozon, hikâyesinin ilk bölümünü Almanya’da, ikinci bölümü ise daha çok Paris’te resmediyor. Ve Almanya, ölüm sessizliği, acısı, yokluğu ile Paris ise daha çok tarihi, sanatı ve kültürü ile öne çıkıyor. Özellikle Almanya’da geçen kısımda da sürekli bahsi geçmesiyle Louvre Müzesi, ikinci kısımda bire bir olarak adeta kendini filme konuk ediyor. Louvre Müzesi’ndeki Édouard Manet’in Le Suicidé adlı tablosu filmin bir karakteri kadar etkili oluyor. Tabii müzeye ve tabloya ek olarak müzik, roman, şiir, tiyatro ve opera filme ilmik ilmik işleniyor.

Sanat ile ilgili bitmek bilmez sohbetlere, yaratılan mükemmel atmosfer, çok iyi uyum sağlıyor. Karakterlerin hüzünlü olduğu anlarda siyah-beyaz görüntülerin, mutlu olduklarında ise renkli görüntülerin bizi karşılaması da Ozon’un yarattığı estetik ile öylesine güzel uyum sağlıyor ki… İçimizi sızlatan dramıyla ağızlarda barış ve kardeşlik tadı bırakan Frantz’ı izlerken gözyaşlarımıza hâkim olamıyorsunuz. Nefret ile affetmek arasındaki ince çizgiyi başarıyla çizen film insanlık dersi veren, etkileyici bir şiir okuyor biz seyircilere.

Filmin detaylı eleştirisine buradan ulaşabilirsiniz.