19.07.2017

Yönetmen Koltuğu: Jacques Tati

1)Playtime (Oyun Zamanı) – 1967

Jacques Tati’nin başyapıtı olan Playtime, ne yazık ki yönetmeni her açıdan da zora sokmuş bir filmdir. Zira Tati’nin yıllarını, varını yoğunu ortaya koyduğu Playtime, ne ödüller tarafından ne de seyirci tarafından görülmemiş bir film. Tati’nin Mon oncle’de yaşadığı başarıdan sonra yıllarca ilmik ilmik dokuyarak oluşturduğu Playtime, özellikle inşa edilen dev stüdyo ile büyük bir namın sahibi olur. Tativille (Tati Şehri) diye adlandırılacak, Tati’nin her bir ayrıntıyı düşünerek yarattığı bu mekân, onun aynı zamanda en sivri dilli eleştirisine de ev sahipliği yapar. Tati, Mösyö Hulot tiplemesini bile bu filminde biraz geride bırakarak, artık gerçek anlamda tahammül edemediği modernleşme çabalarını, özünü kaybeden vatandaşlarını, ülkesini yerden yere vurur tabiri caizse. Peki, sadece bu kadar mı? Elbette hayır. Tati, ülkesini görmeye gelen turistler üzerinden, bu dejenarasyonda en büyük paya sahip olan Amerikalılara da oklarını fırlatmaktan geri kalmaz tabii.

Modernizmin bilinen en önemli mimarlarının mide bulandırıcı projelerinden esinlenerek oluşturulan Tativille’de hikâye genel olarak üç mekâna bölünmekte: bir havaalanı, ticaret merkezi ve fuarı, bir restoran… Tüm bu mekânların ortak yanı ise; uzun koridorları, düğmelere teslim olmuş işleyişleri, camlarla kuşanmış olmalarıdır daha çok. Sürekli bozulan parçaları, adeta konuşan, tepki veren eşyaları ile aslında mekânlar da içinde bulundukları duruma bir nevi isyan ederler. Özellikle filmin neredeyse yarısına ev sahipliği yapan restoran, son kertede neredeyse bir harabeye dönerek kendini imha eder aslında. Böylelikle gördükleri karşısında şaşkına düşen ve tüm bu gördüklerine anlam vermeye çalışan ama bir türlü başaramayan Mösyö Hulot’un, edilgen yapısından kalan boşluğu doldururlar da diyebiliriz mekânlar ve eşyalar için. Zira üzerine oturan müşterinin ceketine izini çıkaran sandalyenin, garsonları elektrik çarpan ışıklandırma sisteminin, görünmezliği ile insanların kendisine çarparak yaralanmalarına neden olan cam duvarların ve daha nicelerinin yatıklarını başka nasıl yorumlayabiliriz ki?

Tati’nin En Sert Filmi 

Geniş açı çekimleri, muhteşem ses tasarımı, çok katmanlı kompozisyonları, bir mizansen harikası olan sahneleri, titizlikle hazırlanmış mekânları ile seyirciyi büyüleyen Playtime’ın akılları baştan alan birçok sahneye de ev sahipliği yaptığını söylemeden olmaz: mekânların ve eşyaların adeta kölesi olmuş Fransızların özellikle cam duvarları sayesinde dışarıdan görebildiğimiz evleri ve yaşantıları akıl alır gibi değildir. Peki, küçücük bölmelerle birbirinden ayrılan işyeri temsili ile arabaların egemenliğine teslim olmuş yollar? Tati’nin mekân eleştirisini adeta ayyuka çıkardığı bu film, ne yazık ki Mösyö Hulot’un gölgede kalması sebebiyle yeterince hak ettiği değeri görememiştir. Lakin Tati, büyük paralar harcayarak çektiği filminin yıllarca borcunu ödese de sinemada bildiğini yapmaktan vazgeçmez asla.