19.07.2017

Yönetmen Koltuğu: Jacques Tati

2)Mon oncle (Dayım) – 1958

Oscar’da Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü ve Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nün sahibi olan Mon oncle, büyükşehrin her iki yüzünü de göstermesi anlamında çok önemlidir. Zira Tati, Playtime ve Trafic’de modernleşmeye artık her anlamda teslim olmuş metropolleri ya da Avrupa’nın genelini gözler önüne sererken Mon oncle’da henüz değişime uğramamış semtleri de içinde barındıran bir  şehre konuk ediyor bizleri. Yıkılmaya yüz tutmuş, sıradan bir duvar ile birbirinden ayrılan eski ve yeni şehir arasında Mösyö Hulot sayesinde gidip, geliyoruz sürekli. Zira hala özünü yaşatan, samimi ilişkileri, mimarisi ve el değmemiş dokusuyla buram buram hayat kokan eski yerleşim yerinde yaşayan Mösyö Hulot, modernizmin pençesinde tam bir mekanikleşme yaşayan yeni yerleşime ise evli olan kız kardeşini ziyaret etmek ve yeğeniyle vakit geçirmek için gidiyor.

Böylece film süresince iki yerdeki yaşantıya ayrıntısıyla tanık oluyoruz. Mösyö Hulot’un kız kardeşi, onun kocası ve çocuğuyla yaşadığı, mimarisiyle alışılagelenden farklı bir görüntü çizen Arpel malikânesi, filmin en önemli karakterlerinden biridir adeta. Havuzundan tut da mutfaktaki eşyaların işleyişine, salondaki koltukların şekline kadar Arpel malikânesi, günümüzde bile hayal edemeyeceğimiz bir işleyişe sahiptir. Elbette içindekiler de bu işleyişe teslim olmuş, adeta eşyaların ve mekânın kölelerine dönüşmüşlerdir. Tüm zamanlarını onları temizlemeye, çevrelerindeki insanlara gösterip, tanıtmaya ya da tamir etmeye harcıyorlar. Zira bu aşırı mekanik eşyalar, Tati’nin diğer filmlerinde olduğu gibi sürekli bozulup, duruyorlar.

Muhteşem Bir Ses Kurgusu

Tati’nin modern mimariye, burjuva hayatına okkalı bir tokat indirdiklerinden biri olan Mon oncle için Mösyö Hulot’un da oldukça ön planda olduğu filmlerden biri denilebilir. Mösyö Hulot’u bu filmde her zamanki gibi mekânlar arasında gezinerek, hareketleriyle bu anlamsız modernleşmeye hayretini açık ederken, aynı zamanda iş hayatına da bir türlü adapte olamamasına şahit oluruz. Mösyö Hulot, Playtime’daki iş peşinde koşan halinden de Trafic’deki gerçekten saygın bir işi olandan da iz taşımaz. Burada daha çok yeğeniyle zaman geçirmeyi, onunla oyunlar oynamayı, şehri dolaşmayı yani bir nevi aylaklık ya da flanörlük yapmayı tercih eder. Kim bilir Mösyö Hulot, hastalıklı bir gelişime bu şekilde davranarak tepki verir bekli de.

Tati’nin kuşkusuz hepsinin işleyişini kendisinin düşündüğü, mekân veya eşya tasarımlarıyla yine kendine hayran bıraktığı Mon oncle’ın filmografisindeki diğer filmlerden açık ara en ayırıcı özelliği ses kurgusu ve müzik kullanımı olsa gerek. Tati, birbirine zıt iki mekân arasındaki geçişlerde müziğin rolünü konuşturur. İnsanın içine huzur veren müziği sadece eski mahalleye geçince duymamız, modernizmin teslimiyetine giren yerde ise sadece mekanik sesleri işitmemiz manidar değil mi?