22.08.2017

Yönetmen Koltuğu: Terry Gilliam

3)Tideland (Gel-Git Ülkesi) – 2005

Jodelle Ferland’ın muhteşem ötesi oyunculuğuyla hatta bana kalırsa gelmiş geçmiş en başarılı çocuk oyuncu performansıyla daha çok anılan bir film Tideland. Tideland, annesini ve babasını uyuşturucu nedeniyle kaybeden, kural koyucu bir otoritenin, baskının olmadığı gözlerden uzak bir yerde, hayal dünyası sayesinde hayata tutunan Jeliza Rose’un hayatına odaklanıyor. Alis Harikalar Diyarında & Aynanın Öte Tarafı eserine tutkun olan Gilliam, her filmine nüvelerini yerleştirdiği kitabın neredeyse bir modern zaman uyarlamasına imza atıyor bu filmiyle. Elbette Tideland’daki hiçbir şey Alis Harikalar Diyarında’ki kadar renkli, eğlenceli ve büyüleyici değil. Çünkü Gilliam, bu filminde her ne kadar hayal gücünün sınırlarını zorlasa da modern dünyanın tüm lanetini sunmaktan da geri durmamıştır.

Gilliam, karanlık ruh durumunu, zorlu meseleleri ve cesur üslubunu sınırlamadığı filmiyle tüm filmlerini izleyen hayranlarının bile büyük bir kısmı tarafından tepki almıştır. Özellikle ebeveynlerine uyuşturucu hazırlayan, babasına kendi eliyle uyuşturucuyu şırınga eden küçük bir kızın perdedeki varlığı, tabularını aşamayan birçok kişiyi oldukça rahatsız etse de Gilliam’ı anlayan ve filme gönülden bağlanan benim gibi bir kesim de elbette var.

Akılları Baştan Alıyor

Tideland, Gilliam’ın her filminde olduğu gibi derin bir okumayı hak eden, incelikle işlenmiş bir film. Küçük kızın babasının aslında bir nevi onun elinden ölmesi, ölen babasına sarı peruk takmasının annesi ile babasını tek vücutta buluşturması, eskimiş, deforme olmuş üç bebek kafası aracılığıyla hayal dünyasının sınırlarının ne kadar zorlanacağını –aslında o üç karakter de Rose’nin kendisidir- göstermesi inanılmaz deneyimlerdir sinema adına.  Bir de zihinsel engelli Dickens ile hayatta tam bir kaybeden olmuş Dell’in varlıkları filmi daha da ihya etmektedir.

Baş döndüren kamera açıları (özellikle Tanrısal bakış açısı), karakter yaratımındaki başarısı, renklerin diline verdiği önemi ve elbette masal dünyasına olan hâkimiyeti ile Gilliam yine akılları baştan alıyor. Gilliam, öylesine etkili bir hikâye anlatır ki filmin yüzde doksanına ölü haliyle eşlik eden babanın (Jeff Bridges) ceset kokusu adeta buram buram burnumuza gelir. Her daim pis, leş gibi mekânlarında bizleri ağırlayan Gilliam, bu kez işin içine kokuyu da karıştırarak gerçekten çok ileri gitmiştir. Alacağın olsun Gilliam, ne diyim.