22.08.2017

Yönetmen Koltuğu: Terry Gilliam

5) The Fisher King (Balıkçı Kral) – 1991

İzlediğiniz en güzel deli karakter barındıran film hangisiydi sorusunun yanıtı benim adıma The Fisher King’dir. Zira sokakta yaşayan insanlara, akıl sağlığını yitiren berduş gibi yaşayan kesime yer veren, onların mekânlarına, yaşantılarına, günlük rutinlerine odaklanan bir film karşımızdaki. Lakin mesele bu kadarla da sınırlı değil.

Asıl odağına aldığı mevzu ise yapılan hatalar, vicdan azabı, ufacık bir düşüncesizliğin adeta domino taşı etkisiyle ne kadar büyük bir yıkıma sebebiyet vereceği üzerine fazlaca da söz söyleyen bir film aynı zamanda. İşte özellikle bu noktada Gilliam esintilerinden sıyrılan bu filmin, daha ana akım olduğu tartışma götürmez bir gerçek. Senaryosu Gilliam’a ait olmayan The Fisher King, bir nevi Hollywood yapımcıları tarafından tecavüze uğramıştır. Oysa senaryosu da Gilliam’a ait olan bir The Fisher King, listenin en baş sırasını alabilirdi kim bilir.

Seyirciyi Mest Ediyor

Oldukça popüler olan radyo programı sunucusu Jack (Jeff Bridges), sıkı bir takipçisine söylediği sözden dolayı bir katliamın ve bu nedenle uzun süre içinden çıkamayacağı bir bunalımın fitilini ateşler. Takipçi, Jack’in sarf ettiği bir söz üzerine eline geçirdiği silah ile bir mekânda içinde Parry’nin (Robin Williams) karısının da olduğu birçok kişiyi katleder. Bu olaydan sonra Parry, akıl hastanesine, Jack’te bunalıma girer. Ancak Jack ile Parry’nin yollarının kesişmesinden sonra bu iki yaralı birbirini iyileştirir. Bu konu elbette okunduğunda kulağa çok klişe gelebilir. Ama Gilliam evreninin her zamanki fazlasıyla pis, karışık, hayal gücünün sınırlarını zorlayan yapısıyla bambaşka bir seyre dönüşür.

Özellikle Parry’nin gördüğü hayaller filmin en renkli anlarına ev sahipliği yapıyor. Gilliam’ın at üstünde resmettiği hayali canavar, birçok filminde olduğu gibi bu filmde de karşımızda arzı endam ediyor yine. Hatta bu imge filmdeki birçok mekânda (şatonun camları, Çin lokantasının duvarları) yine karşımıza çıkıyor tüm etkileyiciliğiyle. Yönetmenin baştan çıkarıcı renkleri içinde barındıran paletinden çokça kırmızıyı tercih ettiği The Fisher King, kamera açıları, incelikle döşenmiş mekânları, şapka çıkarılacak oyunculuk performansları ve içinde başlı başına bir hayat bulan aşk hikâyesiyle yine biz seyircileri mest etmeyi başarıyor.